12-13 Aralık 2008
Cuma günü evde kahvaltı keyfinden sonra 09:20'de Berna, Ben ve Cafer yola çıktık. Yol üzerinde uğramadığımız market kalmadı desek biraz abartmış oluruz. Fakat Ankara’dan Derinkuyu’ya kadar uzanan yolda marketleri 5'lemiştik bile!
- Cafer: Sosissiz olmaz diretmelerinin cefasını süren, zafer kazanmış bir komutan. Yüzünde gülümsemeyle arabaya doğru geliyor.
- Derin bir ohh çeken ben.
Hem daha kısa hem de seyri güzel olan Ankara Aksaray Derinkuyu yolundan Çukurbağ Köyü yol ayrımındayız. Cafer Bilal Abi deyip atladı. 3 dağcı ile birlikte Çamardı servisini bekliyorlar. İkisini daha önceden tanıdığım 3 dağcı ile yeniden tanışıyorum! Hatta Bora kendini tanıtırken yüzüme bakmasıyla hafif gülümseme ve içten bir naber arka arkaya geldi. Küçük bir sobhet sonrası Bilal Abi bizi çaya davet etti. Bilal Abi’yi henüz tanımıyorum. Zamanı bahane edip teklifi nazikce geri çevirdik. Çünkü bugün kampı Alaca Yaylasına’na atmayı düşünüyoruz. Sarımehmetler’e gelmek üzereyken araba su koyverdi. Kamp eşyalarını toparlarken yanımızdan bölük pörçük 15 kişiye yakın garip görünümlü! insanlar bizleri tedirgin etti. Araba es vermesi ve vakit ilerlemesi gibi sebeplerden 15:00 sularında kampı Sarımehmetler’e kurduk.
Ayrımdaki arkadaşlardan 2 gün önce toz kar yağdığını öğrendik. Kamp yerinde 2-3 cm toz kar olması bunu teyit ediyordu. Hava beklediğimizden daha sıcaktı. Çadırda olağan yemek ve şamata ihtiyaçlarımız giderildi. Cafer’in ne için istediğini şu anda hatırlamadığım TK nerede sorusuna yanıt vermekte gecikmedim. Hem sözle hemde ayağımla yerini gösterirken bardağını uçuruyordum.
Saat 01:00'da uyanmak üzere tulumlara girdik. Berna ve Beni 1-2 saat uyku tutmadı. Sonrasında tutan uykuda bölük pörçükdü. Tulumda dö-ne-me. Garip bir durum. 00:40'da kalkıp olağan hazırlıklara başladık. Batı sırtı donmuş şelale ve kaya etaplarına sahip olduğundan yanımıza krampon, ip, bolca perlon, buz vidası, kilitli karabin aldık. Emniyet kemeri ve tozlukları takıp 03:00'da ormandan Büyük Mangırcı Vadisi’ne doğru ilerledik. Kamp yerinden itibaren sağdan patika uzanıyor. Başlarda üçümüzde kendimizi kötü hissediyorduk. 1-2 saatlik yürüyüşün ardından açıldık. Kar ormanda 10 cm’ye yakındı. Katırkaya’nın önünde Ortaburun tarafına ayrılan patika ayrımına geldiğimizde vadiden esen rüzgarı hatırı sayılır hissetmeye başladık. Yolu bulmak için baba-doku oynayarak ilerledik. Cafer baton paletinin birisini buralara hediye etti. Vadinin içerisinden taş-kar zıplaya atlaya ilerlerken polar eldivenler yeterli gelmedi. Berna’ya eldivenlerini değiştirmesini dikte ettikten sonra aynısını kendim için yapmayınca parmaklarımı yarım saat sonra hissetmemeye başladım. Üşengeçliğim, biraz üşümem ve eldiven değiştirmemle sonuçlandı.
Yığılan batak kara zaman zaman saplanıyorduk. Bu durumu atlatmak için eğimin arttığı vadide rüzgarla sertleşen kar üzerinde yan geçişler yapmaya başladık. Vadi genişledi. Cafer diz altı batan karda iz açmaya başladı. Termoslardaki çayın tadını beğenmeyince kar eritmek için bir taşın kuytusunda mola verdik. Berna’ya kılıf eldivenleri giydirdim. 10 dakikaya yakın burada hareketsiz durmamız hepimizi üşüttü. Soğuktan vücutlarımız parmaklara olan kan akışını azaltmıştı. Çantaları sırtlandık. Birkaç adım attık. Berna ellerini hissetmediğini söyledi. Cafer’le birlikte ellerini ovduk fakat bir parmağı hala hissetmiyordu. Eşimin genel durumunun iyi olmayışı dönme kararının hemen verilmesi gerektiğini söylüyordu. Benim için tırmanış bu şartlar altında anlamsızdı. Cafer nazikce hep birlikte dönmeyi teklif etti. Kendisinin performansı ve stabilitesi iyi olduğu için devam edebilirdi. Hızlıca bir çanta hafifleştirme operasyonundan sonra Cafer yukarı bizse aşağı doğru harekete geçtik. Hız, felaketi getirmiş ve Cafer’in sıvısız kalmasına neden olan ocağı benim almamı doğurmuştu. Cafer’in çıkacağı vadiye bakıp 2 saatini burayı çıkmak için harcaması gerektiğini düşündüm. Yolu uzun ve zordu…
Yarım saat sonra Berna, parmaklarında sıkı bir yanma hissediyordu. Fakat sol cin parmağı hissetmiyordu. 1.5 saat sonra irtifa kaybedip, rüzgardan kurtulmamızla birlikte kendisini iyi hissettiğini söyledi. Artık geri dönüş bizim için eğlenceydi. Kaletepe’ye sırttan çıkma planları yaparken kuzey yüzünden buz sarkmış bir kaya bloğuna rastladık. Miks tırmanış yapma isteği kramponları çantadan çıkarttırdı. Burada 15 dakikalık debelenmem, Berna’mı yine üşütmüştü. Kaletepe’den vazgeçip dosdoğru geri dönmek en hayırlısı olacaktı. Emli Ormanı’na girmemizle rüzgar hızını kesti. Gece, doğru patikadan gelip gelmediğimizin sağlamasını yaptık. Çünkü kar patikanın bulunmasını zorlaştırıyordu. Büyük oranda doğru yoldan gelmiştik. Fotoğraf vs. için oyalanmalarda eklenince 11:30'da kamp yerimizdeydik.
Cafer’le telefon görüşmemizden sonra durumunun iyi olduğu haberini aldık. Karın örttüğü derin kaya kuytusu çukurlarla mücadele eden sevgili dostum daha çok yolunun olduğu ve geçen zamanı değerlendirerek geri dönüş için karar vermişti. Toz kar ilerlemesine izin vermemişti. Bizlere ise dönüş kararımızın çok isabetli olduğunu söylüyordu. Kaletepe’nin zirvesinden toplu iğne gibi görünmesine rağmen el sallayan Caferdi. Bizimde aklımıza gelen sevgili arkadaşımızın aklına gelmiş, uygulamaya geçirmişti. Kampa gelmesini sucuk ve çayla karşıladım. Dönüş için toparlandık.
15:30'da yola çıkıp Bilal Abi’nin evinde arabaya ufak bir reanimasyon yaptık. Yola 20 km kadar düşmüştük ki bizim araba animasyonları sevmediğini belli etti. Bilal Abi eşliğinde geri döndük. Bilal Abi’lerin evinde sıcak sobada güzel insanların misafirperverliği karşısında hayran kalarak yeni insanlar tanıdım. Odaya matları serip tulumlarda uyuduk. Ertesi gün arabayı tamire götürüp bozulan termostatı ve eksiklikleri giderip yine düştük yollara.
Gülağaç yakınlarındaki kayalıklarda keşif gezisinden sonra, başka maceralara yelken açmak üzere akşam evlerimizdeydik.
Not: Sosisleri yiyemedik.





